Filtrer par genre

Kafamda Felsefe Var

Kafamda Felsefe Var

kafamdafelsefevar

Tutarsızlığın tutarsızlığı üzerine...

28 - Kierkegaard: Kaygı, Seçim ve Modern İnsanın Çıkmazı
0:00 / 0:00
1x
  • 28 - Kierkegaard: Kaygı, Seçim ve Modern İnsanın Çıkmazı

    Neden bu kadar çok seçeneğimiz varken karar vermekte zorlanıyoruz? Özgürlük neden bazen huzur değil, kaygı getiriyor? Ve yaşadığımız hayat gerçekten bizim seçimimiz mi?

    Bu bölümde Søren Kierkegaard’ın hayatı ve düşüncesi üzerinden modern insanın en temel çıkmazlarını konuşuyoruz.

    Kierkegaard’ın “özgürlüğün baş dönmesi” olarak tanımlanan kaygı anlayışından yola çıkarak seçim yapmanın neden zorlaştığını, sonsuz ihtimaller arasında insanın kendi benliğini nasıl kaybedebildiğini ve “herkes böyle yapıyor” diye yaşamanın birey üzerindeki etkisini ele alıyoruz.

    Ayrıca Ya/Ya Da’daki estetik ve etik yaşam ayrımını, pişmanlık problemini, aşk ve bağlılık anlayışını, Korku ve Titreme’deki İbrahim meselesini ve sıkça yanlış anlaşılan “iman sıçraması” düşüncesini inceliyoruz.

    Kierkegaard’ın asıl sorusu bugün hâlâ rahatsız edici derecede güncel:

    Yaşadığın hayatı gerçekten sen mi seçtin, yoksa sana sunulan hayatı mı yaşıyorsun?

    Kafamda Felsefe Var’da felsefeyi yalnızca anlatmıyor, bugünün hayatıyla yeniden düşünmeye çalışıyoruz.

    Wed, 09 Sep 2026 - 22min
  • 27 - Hayatla Savaşmayı Bıraktığında Ne Olur? | Taoizm, Lao Tzu ve Wu Wei

    Modern hayat bize sürekli daha fazlasını yapmamız gerektiğini söylüyor: daha çok çalışmak, daha hızlı ilerlemek, daha üretken olmak, daha fazla kontrol etmek.

    Peki ya bizi tüketen şey bazen yeterince çabalamamamız değil, hayatı gereğinden fazla zorlamamızsa?

    Bu bölümde Taoizmin temel düşüncelerini, Lao Tzu’nun yaşam anlayışını ve Wu Wei kavramını ele alıyoruz.

    Wu Wei çoğu zaman “hiçbir şey yapmamak” şeklinde anlaşılır. Oysa Taoist düşüncede mesele pasiflik değil; gereksiz zorlamayı bırakmak, koşullarla kavga etmeden hareket etmek ve doğru zamanda doğru eylemi gerçekleştirmektir.

    Bu bölümde ayrıca Taoizmin su metaforunu, kontrolü bırakmanın ne anlama geldiğini, modern dünyanın üretkenlik baskısını, “yeter” diyebilmenin değerini ve akışla uyum içinde yaşamanın gerçekten ne demek olduğunu konuşuyoruz.

    Belki de hayatın her alanında daha fazla mücadele etmek gerekmiyor.

    Bazen bilgelik, ne zaman harekete geçeceğini bilmek kadar ne zaman zorlamayacağını da bilmektir.

    Taoizm, Lao Tzu, Wu Wei ve modern yaşam üzerine 25 dakikalık felsefi bir yolculuk.

    Sat, 29 Aug 2026 - 25min
  • 26 - Schopenhauer: Öz Annesinin Bile Katlanamadığı Filozof

    Arthur Schopenhauer, felsefe tarihinin en karamsar, en sivri dilli ve en yalnız isimlerinden biriydi.

    İnsanlarla ilişkileri zordu. Çağdaşlarının önemli bir kısmını küçümsüyor, akademik felsefeye öfke duyuyor, evlilikten uzak duruyor ve kendi annesi Johanna Schopenhauer’la bile yıllarca süren sert çatışmalar yaşıyordu.

    Ama bütün bu huysuzluğun arkasında son derece güçlü bir felsefe vardı.

    Schopenhauer’a göre insanın temel problemi istemekti.

    Bir şeyi arzularız ve ona sahip olmadığımız sürece acı çekeriz. Elde ettiğimizde kısa bir süre rahatlarız. Ardından alışır, sıkılır ve yeni bir şey istemeye başlarız.

    Yani insan hayatı sürekli olarak acı ile can sıkıntısı arasında gidip gelir.

    Bu bölümde Schopenhauer’ın hayatını, annesiyle yaşadığı çalkantılı ilişkiyi, yalnızlığını ve onun meşhur “isteme” felsefesini konuşuyoruz.

    Neden arzularımız bizi mutlu etmek yerine sürekli yeni bir eksiklik yaratıyor?

    Aşk gerçekten romantik bir duygu mu, yoksa doğanın bizi kandırma yollarından biri mi?

    İnsan neden yalnızlığa ihtiyaç duyar?

    Ve Schopenhauer gerçekten yalnızca karamsar bir filozof muydu, yoksa insan doğası hakkında görmek istemediğimiz bazı şeyleri mi söylüyordu?

    Belki de Schopenhauer’ın en rahatsız edici fikri şu: Mutluluğun önündeki en büyük engel, sahip olmadıklarımız değil; sürekli başka bir şey istememizdir.

    Wed, 19 Aug 2026 - 13min
  • 25 - Machiavelli: Güç, İktidar ve İnsan Doğasının Karanlık Yüzü

    Niccolò Machiavelli, siyaset tarihinin en çok yanlış anlaşılan düşünürlerinden biri.

    Onun adı bugün hâlâ hile, çıkarcılık ve “amaç için her yol mubahtır” anlayışıyla birlikte anılıyor. Oysa Machiavelli’nin asıl meselesi, siyasetin nasıl olması gerektiğinden çok gerçekte nasıl işlediğini göstermeye çalışmaktı.

    Bu bölümde Prens üzerinden Machiavelli’nin güç, korku, sevgi, sadakat, liderlik ve insan doğası hakkındaki fikirlerini konuşuyoruz.

    Bir yönetici sevilmeli mi, yoksa korkulmalı mı?

    Ahlak ile siyasal başarı çatıştığında hangisi öne çıkar?

    İnsanlar gerçekten çıkarlarına göre mi hareket eder?

    Ve Machiavelli neden yüzyıllar sonra bile bu kadar rahatsız edici?

    Belki de Machiavelli’nin asıl tehlikesi, bize kötü olmayı öğretmesi değil; insanların ve iktidarın nasıl işlediğini fazla açık biçimde göstermesidir.

    Wed, 19 Aug 2026 - 08min
  • 24 - Homeros’un Odysseia’sı: Şan, Kibir ve Eve Dönüşün Felsefesi

    On yıl süren Troya Savaşı biter. Ama Odysseus için asıl yolculuk şimdi başlar.

    Homeros’un Odysseia destanı yalnızca canavarlar, tanrılar, sirenler ve denizlerde kaybolan bir kahramanın hikâyesi değildir. Aynı zamanda kibir, arzu, sadakat, kimlik, kader ve insanın eve dönme isteği üzerine yazılmış en eski ve en güçlü anlatılardan biridir.

    Bu bölümde Odysseus’un uzun yolculuğunu; Polyphemos’tan Kirke’ye, Sirenler’den Kalypso’ya kadar karşılaştığı sınavlar üzerinden ele alıyor ve şu soruların peşine düşüyoruz:

    İnsan neden bütün ihtişama rağmen eve dönmek ister?

    Odysseus gerçekten bir kahraman mı, yoksa kendi kibrinin kurbanı mı?

    Sirenlerin sesi bize bugün ne anlatıyor?

    Penelope’nin bekleyişi yalnızca sadakat mi?

    Ve belki de en önemlisi:

    Eve dönmek, bir yere dönmek midir; yoksa insanın yeniden kendisi olabilmesi midir?

    Homeros’un yaklaşık üç bin yıl önce anlattığı bu yolculuk, bugün hâlâ insanın arzuları ve sınırları hakkında şaşırtıcı derecede güncel şeyler söylüyor.

    Wed, 19 Aug 2026 - 32min
Afficher plus d'épisodes